Adalet Divanı Hukuk Sözcüsü’ne Göre, Kimlik Kartlarında Parmak İzinin Zorunlu Olarak Toplanıp Saklanması Meşrudur

C-61/22 sayılı dosyaya ilişkin olarak Adalet Divanı Hukuk Sözcüsü'nün görüşüne göre, 2019/1157[1] Sayılı Yönetmelik (“Yönetmelik”) ile, 2 Ağustos 2021 tarihinden itibaren üye devletler tarafından yeni verilen tüm kimlik kartlarında, yüksek güvenlikli bir depolama ortamında kart sahibinin parmak izi görüntüsünün bulunması yükümlülüğü getirilecektir.

Kasım 2021'de, bir Alman vatandaşı Almanya'nın Wiesbaden şehrinde yeni bir kimlik kartı başvurusunda bulunmuştur. Vatandaş kimlik kartının, kartın çipine parmak izinin eklenmeden verilmesini talep etmiştir. Ancak Wiesbaden Şehri, 2 Ağustos 2021'den itibaren yeni kimlik kartlarının çipinde parmak izinin depolanmasının zorunlu olduğunu belirterek başvuruyu reddetmiştir.

Hukuk Sözcüsü Laila Medina, 2019/1157 Sayılı Yönetmeliğin, Avrupa Birliği'nin İşleyişi Hakkında Anlaşmanın (“TFEU”) 21(2) maddesi uyarınca doğru bir şekilde kabul edildiğini ve Avrupa Birliği vatandaşlarının üye devletler içinde serbestçe dolaşma ve ikamet etme hakkının kolaylaştırılmasını amaçladığını belirtmiştir.

Hukuk Sözcüsü, bu hakkın AB vatandaşlarının misafir üye devletin günlük yaşamına tam olarak entegre olmasına izin verdiğini vurgulamaktadır. Ulusal kimlik kartları, hem AB vatandaşları hem de yerleşikler için aynı amaca hizmet etmektedir ve kimliklerin güvenilir ve serbest dolaşımın sınırsızlığının sağlanması için önemlidir.

Ulusal kimlik kartlarının standartlaştırılması ve güvenilirliğinin artırılması, dijital parmak izlerinin eklenmesi de dahil olmak üzere, bu kartların otoriteler ve hizmet sağlayıcılar tarafından daha güvenilir ve geniş kabul görmesini sağlayarak serbest dolaşım hakkının kullanımına doğrudan fayda sağlamaktadır.

Bu, sonuç olarak seyahat eden AB vatandaşları için rahatsızlığı, maliyeti ve idari engelleri azaltmaktadır. Hukuk Sözcüsü Laila Medina, TFEU'nun 77(3) maddesi uyarınca Konsey'e verilen yetkinin sınır kontrol politikasıyla sınırlı olarak anlaşılması gerektiğini belirtmektedir. Bu nedenle, bu kapsamın ötesine geçen 2019/1157 sayılı Yönetmelik, işbu hükmün kapsamına girmeyecektir.

2019/1157 sayılı Yönetmeliğin getirdiği sınırlamaların meşru genel bir çıkarı karşıladığı konusunda, Hukuk Sözcüsü, ulusal kimlik kartlarının biçimleri ve güvenlik özelliklerindeki birlik eksikliğinin sahtecilik ve belge sahteciliği riskini artırdığını ileri sürmektedir. Bu nedenle, söz konusu riskleri önlemeyi ve bu kartların kabulünü teşvik etmeyi amaçlayan 2019/1157 sayılı Yönetmeliğin getirdiği sınırlamalar, güvenliği artırma ve sahtecilikle mücadele hedefini yerine getirmektedir.

Ayrıca, Hukuk Sözcüsü Laila Medina, 2019/1157 sayılı Yönetmeliğin getirdiği sınırlamaların uygun olduğu ve orantılılığın aşılmadığı sonucuna varmıştır. Hukuk Sözcüsü, parmak izlerinin toplanması ve saklanması yöntemine kıyasla eşit derecede uygun ancak daha az müdahaleci bir yöntem olmadığını düşünmektedir. Ayrıca, yönetmelik, biyometrik tanımlayıcıların yanlış ve kötüye kullanımına karşı korumayı sağlayacak yeterli önlemleri içermektedir. Yönetmelik, AB düzeyinde ulusal veya merkezi veri tabanlarının oluşturulmasını veya sürdürülmesini öngörmemektedir.

Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü’nün (“GDPR”) 35(10) maddesi uyarınca bir veri koruma etkisi değerlendirmesi gerekliliği konusunda, Hukuk Sözcüsü, GDPR ve 2019/1157 sayılı Yönetmeliğin AB hukuk hiyerarşisinde ikincil düzenlemeler olarak eşit bir statüde olduğunu ifade etmiştir.

Basın açıklamasının tam metnine (İngilizce) buradan ulaşabilirsiniz.

 

Saygılarımızla,

Zümbül Hukuk ve Danışmanlık

info@zumbul.av.tr

 


[1] 2019/1157 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Yönetmeliği'nin 20 Haziran 2019 tarihli, Birlik vatandaşlarının kimlik kartlarının ve serbest dolaşım hakkını kullanan Birlik vatandaşlarının ve aile üyelerinin ikamet belgelerinin güvenliğini güçlendirmeye ilişkin 3(5) maddesi (OJ 2019 L 188, s. 67).